top of page

Tesadüfün Hayâlîleri

Güncelleme tarihi: 10 Eki 2020


Metin YETKİN




61. Sait Faik Hikâye Armağanı'nın sahibi Bora Abdo’nun “Hayâlî’nin Tesadüfleri” isimli öykü kitabı İletişim Yayınlarından çıktı. Pandemi günlerinde yaşanan kargo sorunu nedeniyle kitaba epey geç ulaştım. Bu zaman zarfında pek çok kişi kitabı inceledi. Ancak inceleme yazılarının çoğu birbirine oldukça benziyor...


Bu hataya ben de düşmüş, Abdo metinlerine alternatif bir bakış geliştirme ihtiyacı duymamıştım. Yazarın “Balık Boğulması” kitabını incelerken Freud’un “tekinsizlik” kavramı üzerinde durmuş, varoluşçu göndermeler yapmıştım[1]. Bu yazıyı kaleme almadan önce ona yakın yazı okudum, çoğu Abdo’nun dil işçiliğinin kudretinden, öykülerinin girift yapısından, karanlık atmosferinden, okurun karşısına sürekli çıkan “aile, ölüm, ada” gibi temalara odaklanmış. Bazı yazılarda ise kitabın ithaf kısmından hareketle olacak kısmen ekolojik bir yaklaşım sergilenmiş, hayvan haklarına vurgu yapılmış. Bu yazılarda, “Hayâlî’nin Tesadüfleri” yerine “Balık Boğulması” yazarsak, alıntıları da yazdığımız kitaptan seçersek eleştiri yazıları birbirinin aynısı olacak. İşbu durumda ben de metni metinle anlamayı, en azından bazı sorular sormayı, birkaç dikkat sergilemeyi amaçladım.


Abdo metinlerine bakarken karşımızda her seferinde yeni bir tat yaratmayı amaçlayan bir yazar olduğunu unutmamalı. Şüphesiz, “Hayâlî’nin Tesadüfleri” de başta “öfke” teması olmak üzere yazarın diğer kitaplarıyla benzerlikler taşıyor. Nitekim yazar da pek çok röportajında canlılara yapılan eziyetlere, doğa katliamlarına öfkeli olduğunu belirtmekte. Ancak, bu kitapta dikkâtimi çeken asıl nokta yazarı daha toplumcu bir çizgide görmek oldu; hatta, yazarın bunu okura sezdirmek istediği fikrine kapıldım. Öte yandan, yine bu kitapla birlikte yazarın poetikasına dair birtakım işaretler bulduğumu sanıyorum.


Kitabın ithafından başlayalım; ithaf, yazarın yaşayan yahut müteveffa hayvan dostlarına. Bu kısa ithaf yazısı dahi okuru tedirgin etmekte zira bahsedilen hayvanların çoğu katledilmiş. Zaten kitapta tedirgin bir hava yaratan atılmışlık hissi, ailevi sorunlar, kişinin bilinç dışına karşı verdiği çetrefilli mücadelenin yer aldığı öyküler var. Daha ilk öyküde buna rastlamak mümkün: “Herhangi bir çocuğu öldüremezdim de kendi çocukluğumu gözümü kırpmadan katledebildim,” diye düşünüyordu Aya Yorgi’nin yokuşunu tırmanırken Ferruh Bey.” (s.16) Bizi daha çok tedirgin eden, tiksindiren, korkutan, şedit sahneler de var. “(…) yine hep aynı resimleri çizmiş, hep anneni boğarken çizmiş kendini.” (s.43) Kulak Ağrısı öyküsüyle birlikte farklı bir noktaya temas edilmekte: “Yoksullar da unutmaz, unutacağını sanır.” (s.39) Öte yandan kitaba ismini veren son bölüm olan Hayâlî’nin Tesadüfleri’nde Onat Kutlar, Sabahattin Ali ve Yâdigar Ejder’in buradaki üç öyküye ilham verdiği açık. İlaveten, bazı yerlerde Sait Faik, Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi yazarlar geçmekte. Suçluyu Bulduk isimli öyküde, “kimin için yazıyorduk? Sait’in dediği gibi bir sınıfın en arka sıralarından birinde gizlice şiirler okuyan öğrenci için mi? İşçiler nerden kitap alsınlar, kavgalarına katıldığımız insanlara ulaşamamak.” (s.64), Bir Zamanlar Ben Bu Duvardan Kaçacaktım öyküsünde ise “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?” (s.67), yine aynı öyküde “Okunan ve değer gören bir yazar olarak memleketin sorunları hakkında yazmadan ve bunlarla boğuşmadan yaşayamayacağını biliyor.” (s.68), son bölüm olan Bu Büyük Bir Biçimsizlik Mazlum’da ise “(...) gazeteciler yine bile bile yalan söylediklerinin aymazlığından çok aslında toplumsal bir cinayete de parmak bastıkları için gururlanacaklar, sadece sana koca bir hayatın hakkını verecekler.” cümleleri Abdo’nun toplumcu çizgiye yaklaştığını sezdirmekte.


Öte yandan, bazı cümleler yazarın poetikasına dair ipuçları veriyor gibi. Mesela, “(…) bir resim miyim yoksa bir el mi sorularıyla geceyi bitirmeye çalıştı saatlerce.”, “(…) parmak uçlarıyla taradığı sözcüklerin resmini çizerdi.” (s.54) cümleleri resim-sözcük-el ilişkisini ele almakta. Nitekim, absürt tiyatronun ustası Ionesco da resimlerini kendisinin değil elinin çizdiğini söylemektedir.[2] Bu söylem, belki de bilinç dışının somutlaştığı âna bir göndermedir. Zaten, Freud için de sanatçı nevrozunu başarılı şekilde somutlaştıran kişidir. “Yazarı başkalarından ayıran nokta bir çeşit ruh hastası olması değil -çünkü hepimiz biraz öyleyiz-, bu nevrozu başarılı bir şekilde nesnelleştirebilmesidir.”[3] Öte yandan, ilerleyen sayfalarda, “(…) Kitapların içinde nesnelerin ve sözcüklerin isimlerini okur okumaz seslerini duyduğumuz için mi, yoksa zaten sesler aklımızın ve kalbimizin kırılgan kulaklarında biteviye kendini duyurduğu için mi görürüz o sözcükleri ve nesneleri bilemiyorum (…)” (s.58) denmektedir. Burada da metin-okur ilişkisine dair bir yorum görmek mümkün fakat anlatıcı bu ilişki hakkında fikir yürütmekle yetinmiş, bir yargı vermekten kaçınmıştır. Kitabın içine serpiştirilen bu tarz dikkatlerin Bora Abdo’nun poetikası hakkında da bir fikir verdiğini düşünmekteyim. Zira kavramların zihnimizdeki çağrışımlarından bahsedilmekte. Bu bahis de bizi şiire götürüyor. Nitekim, yazarın metinlerinde göstergeler ve imgeler sımsıkı bağlı. Bu bağlılık okura yer yer anlaşılmaz gözükse de pek çok çağrışım yapılmasına olanak sağlıyor. Abdo’nun dil işçiliğine verdiği hassasiyetten hareketle onun eserlerini okumanın iyi bir şiir okuru olmaktan geçtiğini düşünmek kanaatimce doğru bir dikkat olacaktır.


Bora Abdo

Hayâlî’nin Tesadüfleri

İletişim Yayınları

76 s.

14 TL






Notlar [1] https://t24.com.tr/k24/yazi/balik-bogulmasi,1449 [2] https://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/ionesconun-resimleri-41442310 [3] Moran, Berna. “Edebiyat Kuramları ve Eleştiri”, İletişim Yayınları, 2002, s.155.

Comments


Matkap'a Katıl

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page